Bram Stoker’ın Drakula (1897), geç Viktorya dönemi Britanya’sının fin-de-siècle kültürel ortamından doğdu; bu dönem, imparatorluk özgüveniyle birlikte çürüme, yabancılık ve modern yaşamın istikrarsızlığına dair kaygılarla gölgeleniyordu. İrlanda doğumlu yazar ve uzun yıllar Londra’daki Lyceum Tiyatrosu’nda aktör Henry Irving’in iş yöneticiliğini yapmış olan Stoker (1847–1912), gezi yazınları, folklor derlemeleri ile çağdaş kriminoloji ve tıp tartışmalarına dayanan geniş bir okuma birikiminden yararlandı. İlk olarak İngilizce olarak Londra’da Archibald Constable and Company tarafından yayımlanan roman, günlükler, mektuplar, telgraflar ve diğer belgelerden oluşan epistolary (mektupla kurulu) bir dosya biçimindedir; bu belgesel tutum, onu Viktorya dönemi kayıt tutma alışkanlıklarıyla hizalarken doğaüstü iddialarına da inandırıcılık kazandırır.
Roman, görünüşte arkaik bir Doğu Avrupa soylusuyla teknolojik açıdan donanımlı Anglo-modernite arasında bir karşılaşmayı sahneleyerek dehşetini bilgi, cinsellik ve iktidar sorularından ayrılamaz kılar. Drakula’nın vampirliği bulaşıcılık ve avcılık imgeleriyle öne çıkar; anlatının kana, transfüzyona ve bedensel ihlale yaptığı vurgu ise çağdaş hastalık korkuları ve sınırların—biyolojik, ulusal ve ahlaki—geçirgenliği kaygılarıyla yankılanır. Metin ayrıca kadınların özerkliğine yönelik tehdit ve eril otoritenin kırılganlığı üzerinden cinsiyet ve arzuyu sınar; buna karşın kolektif eylem ve disiplinli belgeleme yoluyla toplumsal düzeni tekrar tesis eder. Geniş çapta etkili olan Drakula, modern vampir mitolojisinin—ikonografisi, anlatı örüntüleri ve etik karşıtlıkları—kodlanmasına katkıda bulunmuş ve yirminci ile yirmi birinci yüzyıl Gotik kurgu, sinema ve popüler kültürü için temel bir eser haline gelmiştir.