Marcus Tullius Cicero, Roma Cumhuriyeti'nin geç döneminin önde gelen devlet adamı ve hatiplerinden biri olarak, M.Ö. 63'te konsüllüğü sırasında Lucius Sergius Catilina liderliğindeki komployu bastırmak için Catilina Söylevleri'ni üretmiştir. Açılış bölümü bu krizi Roma siyasal yaşamının gidişatı içinde konumlandırır: cumhuriyeti zor kullanarak devirmeye çalışan bir patrik maceracı, Cicero'nun liderliğindeki yetkili makamlar ve Senato tarafından engellenmektedir. Latince yazılmış olan bu konuşmalar, dönemin yüksek üslubunu ve hukuki retoriğini örnekleyerek tarihsel anlatıyı, davayı ispatlayan argümanlarla ve kamuya çağırıyla harmanlar. El yazması olarak konsüllük sonrası yıllarda yerleşmeleri ve daha sonra anayasal geleneğe katılmaları, Cicero'nun siyasi kişiliğini ve Roma kamu alanını şekillendirmiş; olayların kaydını tutmuş ve devletin savunulmasında alınan olağanüstü önlemleri retorik olarak meşrulaştıran bir model sunmuştur. Metin, ihanet, meşruiyet ve konsüller, Senato ile atlı sınıfı arasındaki güç dengesi gibi dönemin kaygılarını yansıtır ve kişisel hırsların ortak yaşamı tehdit ettiği anlarda Cumhuriyet'in ne denli kırılgan olduğunu gösterir. Edebi açıdan Catilina Söylevleri, hukukî delillendirmeyi ahlaki saldırıya dönüştüren bir karışımla Catilina'yı siyaseten tehlikeli bir prototip ve cumhuriyet erdeminin sınandığı bir vaka olarak tasvir eder; suçlayıcı sorular, canlı hakaretler ve toplu eyleme çağrı üzerinden izleyiciyi komploya karşı seferber etmeyi, aynı zamanda insancıl bir sertliği haklı çıkarmayı hedefler. "O tempora, o mores!" feryadıyla Cicero, Senato'yu res publica'nın bekçisi; kendi konsüllüğünü ise kurtuluşun gerekli aracı olarak sunar. Söylevler, açılış, suçlayıcı anlatı, kanıt ve cezalandırma çağrısını birleştirerek sonraki Latin hitabetini ve retoriğe ilişkin kuramları etkileyecek bir şablon oluşturmuş; Orta Çağ ve Rönesans boyunca siyasal meşruiyet, liderlik etiği ve kamusal iyilik uğruna ikna sanatı üzerine süregelen tartışmaları da beslemiştir. Böylece Cicero'nun Catilina külliyatı hem bir kriz retoriğinin dönüm noktası, hem tarihsel bir belge, hem de cumhuriyetçi düzyazının tasarımı ve ahlaki hayal gücü üzerine bir ustalık örneği olarak öne çıkar.